Yazar
Adı: Hakan Günday
Basım
Yılı: 2011
Yayınevi:
Doğan Kitap
Sayfa
Sayısı: 355
“Az
dediğin küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama aralarında koca
bir alfabe var. “ s.349
Serüvenimiz, ülkemizin doğusundaki olaylar
ile başlıyor. Bir tarikat şeyhinin oğluyla evlendirilen 11 yaşındaki korucu
kızı Derda ile hapishanedeki gaspçının aynı yaştaki oğlu “mezarlık çocuğu”
Derda’nın hayatları. Bu iki çocuk 40 yıl boyunca her türlü şiddetle
yontulmuşlar. Çocuk şiddeti, inancın şiddeti, hırsın şiddeti üzerine her şey
var. Kısaca şiddetin romanı. Karakterlere dayatılan hayatın, (seks, şiddet,
uyuşturucu) bunu getirdiğini dile getiriyor.
Kitap duygusal ve fiziksel olarak çok geniş
bir coğrafyaya yayılıyor.Radikal İslamcılık var, radikal
İslamcılığın arka tarafının karanlık yüzü, yetiştirme yurdu, yokluktan var olan
iki çocuk, tacizler, tecavüzler, batının Müslüman kadına bakışı ve bunlar
üzerine kurulu bir hikaye hızla akıp gidiyor.
Romanda tek saf ve masum olan Oğuz Atay'dı.
Sanki gökyüzünden onlara bakıyor. Günday bu romanında sanat eseri olarak
Türkçedeki başyapıt olan Oğuz Atay'ı kullanmış. Bir yazarı, Derda kadar kimse
bu kadar sahiplenemez. Kalbini söküp yerine Oğuz Atay'ı koyuyor. Bir sanat
eseriyle arasındaki aşk, tanımlanamaz bir aşktı. Kitapta sanat eseriyle, karakterlerin
yollarının değişmesini görüyoruz. Romanda Oğuz Atay'a değinilmesi çok hoşuma
gitti.
Az
hikayesinde şiddeti, bir iletişim biçimi
olarak görüyoruz. Kurbanken cellada dönüşen bir hikaye. Şiddetin dili, güzel
anlatılmış. Hikaye anlatırken şiddet zaman kazandıran bir iletişim biçimidir.
İletişim; para alışverişi üzerinden, sevgi alışverişi üzerinden, fedakarlık
alışverişi üzerinden bir de şiddet alışverişi üzerinden incelenebilir, diyor
Günday bir söyleşisinde. Şiddet alışverişinde zaman kazanabiliyorsunuz çünkü
orada bir dürüstlük çıkıyor. Şiddet karşısında
insanın çıplaklaşması söz konusu. Uzun uzun psikolojik tasvirler yapmak
yerine şiddet; insanın hayat duruşunu belirliyor. Şiddet yaşarken değil fakat
okurken çok çekicidir.
Günday’ın romanlarında; insan, (kadın-erkek, duygu, düşünce, davranış, vb) zaman,(hayat, ölüm, doğum, vs.)
mekan,iş (çalışma hayatı, ticaret, meslekler vb) din-ulus, iletişim (dil,
sanat) kavramlar (ahlak, denge, cinsellik, vb) üzerine hep aforizmaları vardır.
Aforizma kullanımı bakımından zenginliği dikkat çekicidir. Keskin zekası ve
bilgi donanımı beni kendine hayran bırakmıştır.
“Kurallar
onların varlığını bilmeyenlere göre kader diğerleri için pusuladır.” s.20
“Bedenli
ya da bedensiz her şeyin ve herkesin boyun eğdiği kurallar, yaratıcılığın
sınırlarıdır.”
“İnsanlığın
sonu, din ve devletin yaratıldığı gün gelmiştir. Aileyse, din ve devlet yaratan
bireyler yetiştirmiştir.” s.151
“Suçtan daha güçlü bir tutkal yoktur.” s.158
“O
günden sonra Derda hücre hücre öldü ve gün gün yaşlandı. Çünkü derdi korku
değil, korkuyu beklemekti. Ve korkuyu beklemek korkudan beterdi. Bir zamanlar
birinin yazdığı gibi…” s.222
“Belki
de hayatı yanlış anlayınca güzeldi. Sadece yanlış anlayınca. Ama her şeyi…”
s.280
“Bazı
insanlar böyledir. Diğerlerine göre çok daha kırılgan oluyorlar. Ölümü
sırtlarında bir çanta gibi taşıyıp yorulduklarında önce onu açarlar.” s.346
Öfke gençtir, İntikam yemini yaşlıdır.
Beni bu hikayede rahatsız eden tesadüfler olmuştu. Ciddi tesadüfler, çarpışmalar vardı. Hikayenin akışı tesadüflerle
sağlanmış gibi.
Günday bu romanda, okuyucuya mesafe
koymamış. Adeta okumuyor yaşıyorsunuz. Derda, yanınızda ya da siz onun
yanındasınız. Bunalım dozu yüklüyor okurken, acımasız, çaresiz, zalim insanlar
beni yordu. Günday romanlarını okurken hep öfkeli hissediyorum kendimi.
Kesinlikle okuyun. İyi ki okumuşum, yine okurum dediğim nadir yazarlardan
biridir.
“Herkesin
öyle bir hikayesi yok muydu? Başlayıp da bitiremediği.Çünkü kimsenin
dinlemediği... İçine atmak diye bir şey varken, anlatmaya ne gerek vardı?”
s.285
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder